15 Mart 2010 Pazartesi

Yanar döner medya # 2


''Süper Lig'de Galatasaray ile Ankaragücü arasında oynanan karşılaşmada çıkan bir olay sırasında kapalı üst tribünden düşerek hastaneye kaldırılan Kamil Özen'in yoğun bakımdan çıktığı öğrenildi.
Alınan bilgiye göre, maçta tribünden düştükten sonra ambulansla Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldıran ve kafası ile kollarında kırık olduğu belirtilen Özen'in, tedavisi sürüyor.
Özen'in, hastanedeki yoğun bakım ünitesinde yapılan tedavisinin ardından normal odaya alındığı ve sağlık durumunun iyiye gittiği bildirildi''.


bu yanar döner haberin kaynağı da Anadolu Ajansı.akıllara zarar bir haber.
cümle alem gördü ki, adamı tribünden attılar. ama devletin resmi ajansı haberi, ''Tribünden düşen taraftarın durumu iyi''
diye görüyor. hayırdır kardeş ne oldu.gs bir sonraki maçını Fenerbahçe ile oynayacak ,acaba bununla bir alakası var mı bu eyyamınızın diye soruyorum.
pes vallahi.yani gs'ın medyada güçlü bir lobisi var, ancak karaya ak diyecek kadar da yamulmuş bir medya şarlatanlığı ile karşı karşıyayız.
bu konu ile alakalı sporingen bir yazı yazmış ve fevkalade resimler kullanmış.herşey apaçık zaten ortada.

bir de enteresan olan, bjk'lılar bundan sonra inönüde gs'lıya müsaade etmeyeceklerini beyan eder olmuşlar. burdan görebilirsiniz ne kadar inançlı?? ve kararlı?? olduklarını.


ne diyelim. burda bizim payımıza düşen iki kardeşin arasından çekilmek, veya büyükleri olarak ''Yapmayın evladım, SİZ kardeşsiniz'' demek.
tabi bir hatırlatma daha yaparak, köpeklerin kardeşliği ancak havlayıncaya kadardır.

Gülümse biraz,gülsün gözlerin!


Kadının biri, gardırop kapağının vakitli-vakitsiz kendiliğinden açılmasından şikâyetçi. Durup dururken "gacıırt" diye açılıveriyor kapak. Bunun üzerine bir marangoz çağırıyor kadıncağız. Marangoz kapağı inceliyor, bir arıza göremiyor. Tam dönüp gidecekken aa, kapak yine kendiliğinden açılıvermiş. Diyor ki evin hanımına, "Az önce bir tren düdüğü sesi duydum; tren yolu yakın mıdır buraya?" Evet diyor kadın, birkaç yüz metre ilerde. "Trenin sarsıntısından olabilir" diyor marangoz. "En iyisi ben dolaba girip bundan sonraki trenin geçmesini bekleyim; böylece arızayı içerden tesbit edebilirim!" Giriyor gardıroba; kadın dışarda marangoz içerde başlıyorlar tren beklemeye. Aksi gibi trenin ne geldiği var ne gittiği... Derken aşağıda kapı çalınıyor, evin erkeği çat kapı evine gelmez mi? Tam o esnada uzaktan tren geçiyor, gardırop kapısı açılıyor, adam bakıyor ki, gardıropta bir marangoz. "Ne işin var senin burada?" diye öfkeyle sorunca marangoz, "Valla tren bekliyorum dersem inanmayacaksın ama aynen öyle" diyor.

bugünkü Zaman gazetesindeki A.Turan Alkan'ın köşe yazısından bir parça.
bu hikayenin bir değişik versiyonunu eski Kurtlar Vadisi'nde Polat Alemdar Elif'e anlatmıştı.

polat: napıyorsun?
elif: seninle konuşmuyorum...
polat: ya tamam özür dileyeceğim... nerdesin?
elif: yoldayım ofise geçiyorum... ama canım çok sıkkın şarap da getireceksen gel...
polat: onlar arabada kolay... başka?
elif: bir şey isteyeceğim ama dalga geçme...
polat: geçmem, ne?
elif: bana çiçekte alır mısın?
polat: bu mevsimde papatya var mıdır acaba?
elif: aaa!!!
polat: umarım tirbüşon vardır...
elif: aaa yok ne yapacağız?
polat: (elife çiçekleri uzatır) neyse sen şunlarla oyalan ben bir şey bulayım...
elif: ayyy çok teşekkür ederim harikalar!
(elif çiçekleri vazoya koymakla uğraşırken polat şarabı eliyle açar)
elif: aaa... nasıl yaptın?
polat: bir öpücük verirsen söylerim...
elif: aaa... hadi hadi... öyle, içmeden sarhoş olmak yok...
polat: neye içiyoruz...
elif: beklemeye
polat: o niyeymiş?
elif: sende bir ömür bekle anlarsın... eee anlat bakalım ne oldu?
polat: ya biz çakırla ayrıldık, seni aradım... tam şarap alacaktım etrafım çevrildi sonrasını biliyorsun...
elif: çakırla nerdeydiniz?
polat: şimdi otobüs bekliyorduk diyeceğim inanmayacaksın...
elif: o ne ya?
polat: kadının biri marangozu eve çağırmış... dolabımdan gıcır gıcır ses geliyor demiş... marangoz gelmiş, dinlemiş bir ses yok... kadın demiş ki; otobüs geçtiğinde gıcırtı oluyor. sen dolabın içine gir, bakalım ses nereden geliyor... peki abla demiş marangoz dolabın içine girmiş... başlamış beklemeye otobüs yok. bu arada kadının kocası eve gelmiş... yatak odasından içeri girmiş ceketini çıkarıp; dolabın kapağını bir açmış içerde adam. öfkeyle, napıyorsun burda demiş... zavalla marangoz; şimdi otobüs bekliyorum desem inanmayacaksın demiş...
elif: hepiniz aynısınız değil mi?

Yanar döner medya


''Adnan Polat'la ilgili yaşadığım iki olayı anlatsam kulaklarınıza inanamazsınız. Ama Galatasaray başkanı diye anlatmıyorum. Orada neden olmak istemediğimi ben söyleyebilirim. Ama Sayın Polat Galatasaray Başkanı olarak cevap vereceğinden ben yaşadıklarımı anlatmıyorum. ''

yukarıdaki cümleler Hakan Şükür'e ait.Zaman gazetesinde Cihan haber imzalı haber-röportajda okudum. Haberin başlığı ise: ''Hakan Şükür: Seçimde oyumun kime gitmeyeceği belli''
asıl anlatmak istediğim ise, haberin içinde bu kadar önemli bir parağraf varken haber için seçilen başlığın bu kadar soft olması. ayıptır,günahtır diyorum.
nedir bu gs'ı incitmeme politikası anlamadım gitti.türkiye'nin en yüksek tirajlı ve en önemli gazetelerinden biri mükemmel bir haber yakalamışken gayet yumuşak, orta yollu bir başlık kullanıyor.
aynı durum Fenerbahçe için olmuş olsaydı ,atılacak manşetleri, koparılacak yaygaraları varın siz düşünün.Aziz Yıldırım'ı savunacak en son insan olarak ben dahi bu haksızlığa, eyyamcılığa yazıklar olsun diyorum.
bu Adnan Polat ki, Hakan Şükür'ün nikah şahididir.Yani ortada yıllardır süregelen bir düşmanlık falan da yok.belli ki son 1.5-2 yılda aralarında birşeyler olmuş ki; Hakan böyle birşeyler söylüyor.

tekrardan medya yönüne dönersek, bu tavrınızla insanların içine nefret tohumları ekiyorsunuz.ya herkese yıpratıcı haberler yapın!, ya da sadece Fenerbahçe ile uğraşmaktan vazgeçin.

haber: http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=961966&title=hakan-sukur-secimde-oyumun-kime-gitmeyecegi-belli&haberSayfa=1

14 Mart 2010 Pazar

Biz olmazsak Bursa mı şampiyon olsun?


bundan seneler önce de ,gençlerbirliği şampiyonluğa oynarken biz olmazsak(ki şampiyon olamayacağımız bayağı bir önceden belli olmuştu) gençlerbirliği olsun diyenler vardı.
şimdi biz olamazsak bursa olsun diyenler var, şaşırıyorum ve isyan ediyorum.
ben bursanın şampiyonluğunu istemiyorum deyince, bana hemen 'ne yani gs mı şampiyon olsun?' diyenler çıkıyor.
bu nasıl bir dilemmadır kurtar bizi ya rab.
allaha dua ediyorum ki bizi şampiyon yapsın.
bizi bursanın şampiyon olmaması için gs şampiyonluğuna duacı eyleme,
ve yine duam odur ki;
gs'ın şampiyon olmaması için bursanın şampiyonluğuna duacı etme allahım diyorum.
neyse sanırım antep ve gs maçlarını alırsak ligin çehresi değişecektir ve keşke bursa ile de maçımız 33.hafta ankaragücü maçı yerine olsaydı diyorum.
ve yine derin bir ahh çekiyorum.

Fener gol gol gol,şampiyonluk gidiyor!


takım çok gol yiyor o yüzden kazanamıyor diyorduk, bu defa gol yemiyor(lugano farkı) ancak gol atma, veya üretkenlik sıfır.
alexsiz Fenerbahçe'den zaten çok üretken bir kurgu bekleymezdik, ancak hücum olarak bu kadar verimsiz günler geçirdiğimizde en son ligi 6. bitirmiştik(Allah göstermesin bir daha).
neyse çok teknik meselelere girmek istemiyorum, zaten yeterince teknik analiz ve yorumlar yapılıyor blog aleminde ve yazılı görsel medyada.
ama bilica halen o topu o fizikle düzeltip sağ ayağının dışı ile ağlara bırakamıyorsa biz neden defansta italyan değil de brezilyalı oyuncu oynatıyoruz anlayan varsa beri gelsin.
yazık yahu, taşıdığın uyruğa yazık, yazık yaşına başına.

tribünlere dönersek.
Ankara'nın Fenerbahçe'ye olan özlemi dolayısıyla yoğun bir talep, coşku katılım vardı.
sağlam organizasyonlar yapmıştı tribün grupları, bursadan ve içanadoludan gelen bir sürü grup gördük.egeden katılım da vardı.istanbul zaten bütün gruplarıyla sağlam gelmişti.Ankara'da demirlerin hemen yanına bir tel çekmişler alışık olmadığımız.
neden kale arkasını o kadar bölük pörçük etmişler sebebini anlayamadım.
espana melodisi denendi maç öncesi.maç içerisinde galibiyete renk katması temennisiyle.ancak beklenen gol bir türlü gelmeyince saldır fener, ölümüne,haydi fener haydi ve binbir türlü atak efektinden başka az sayıda beste ile maçın sonuna gelindi neredeyse.
tam dakika 85'ken aşağıdan Sefa Abi, Nuri abilerin olduğu tarafa başlığa yazdığım tezahüratı söyledi.
ilk başta ben ''Fener gol gol, sampiyonluk için gol'' diye anlamıştım ki, Mehmet Abi(Dadaş), doğrusunu söyletti(Fener gol gol gol, şampiyonluk gidiyor).
hakikaten acil üst üste 3 puanlar almamız gerekirken, yine kazanabileceğimiz bir maçta deliği bulamayınca istikrarsızlık pompası çevrelemiş gibi bir hal almış takımı.
tribünler sağlamdı gibi geldi bana, Mami yine şikayet ediyordu ama bence iyi bir deplasman oldu. ah bir de galibiyet gelseydi ki, o zaman Ankara'dan şampiyonluk meşalesini yakmış olacaktık.
gol olmayınca beste olarak kısır bir tribün olmuş gibi algılanabilir kabul.
daha iyi Ankara deplasmanları gördüm ona da kabul.
ancak geçen seneki sinir bozucu Ankara tribünlerine kıyasla bu maçta iyi bir tribün vardı.yine maçı Tv'den izleyenler veya aşağıdan izleyenler daha iyi yorum yapabilirler.

13 Mart 2010 Cumartesi

Volkan Demirel'in Fenerbahçeliliği


''Çocukluğunda, Fenerbahçe tribününde çok maç izlediğini anlatan Volkan,
gol yediği zaman seyircinin düşüncelerini tahmin edebildiğini belirterek,
'İlk başta aklıma onların üzüntüsü geliyor.
Aşırı Fenerbahçe aşkı olduğu için çok üzülüyorum.
Gerçi bir yerlerde benim için Galatasaraylı diye yazanlar da olmuş,
ama onlara cevap bile vermek istemiyorum.
Ben Fenerbahçe kalecisi değilim, taraftarıyım.
Kendimi böyle gördüğüm için, yediğim goller sonrası taraftarları düşünüp üzülüyorum' şeklinde konuştu.''


evet yukarıdaki sözler bizim volkan'a ait.
Feneronline programına katıldığında gelen sorulara verdiği cevaplardan bazıları.
umarım samimidir.şimdiye kadar bu samimiyetine halel getirecek herhangi hareketini görmedim.(eski denizli ve antalya maçlarından sonra münferit tartışmaları saymazsak).
en son antalya maçında golü atınca gözüm ilk volkan'a takıldı ve hakikaten candan sevindi.
kurduğu cümleler iddialı olduğu kadar vaatkar da.

umarım Volkan sözünde durur ve dediği gibi Fenerbahçe taraftarıdır.

Fenerblog


evet sonunda açıldı.
Fenerbahçe için birşeyler karalayan, yazıp çizen, gören okuyan herkesin bir arada olabileceği Fenerblog sonunda açıldı.
aslında benim ağa katılım sürecim biraz sancılı oldu ama yine de oldu.
hem de çok iyi oldu.
yazılarımın başkasının blogunda paylaşıldığını gördüm.
ve inanılmaz bir havuz oldu.
takip ettiğim papazınçayırı ve arielortega dan başka birbirinden güzel birsürü blog okur oldum.
tekrardan hayırlı olsun.ve herkese bol takipler dileyelim.
umarım, yozlaşan spor basınındaki kolpalardan arınmış, yepyeni analiz, gözlem, duyum, ve birsürü farklı şeyler okuruz.

GFB ürünleri artık Fenerium lisansıyla


yıllardır tribün grupları lisanslı klüp ürünleri ile grup ürünleri arasında bir ikilem yaşıyordular. tribün grupları kendi ürünlerini Feneriumlarda satılmasını istiyorlardı ancak klüp yönetimi bunun taraftar grupları ile organik bağ sayılabileceği korkusuyla!! buna müsaade etmiyorlardı veya bunun için bir çaba göstermiyorlardı.
sanki terör örgütü ile organik bağ!,
sonuçta Fenerbahçenin her şeyi demek olan taraftarının grubu ile olan bağ, bu olmazsa zaten sorun var demektir.
her neyse, Unifeb zaten Fenerium imalatı olan ürünler çıkarıyordu.
esas problem GFB ve KFY gibi tribünde ağırlığı fazlasıyla olan kemik gruplar ile idi.
yani bir başka deyişle, eskinin iyi çocukları ,şimdinin(2005'ten sonraki süreçin) kötü çocuklarıydı.
ne diyelim, çekilen onca eza,cefadan sonra, bu sene taraftar tribünü oluşturuldu, ve üstüne üstlük senelerin beklentisi, GFB ürünleri artık Fenerium lisansı aldı.
bunun anlamı hakikaten büyük.
şüphesiz ki , mayıstaki kongreden sonra yönetimin taraftar grupları ile kurduğu ilişkide müspet yönde inanılmaz bir gelişme oldu.
bu noktada insanların aklına acaba rant ilişkisi mi var diye gelebilir ancak asla böyle birşey sözkonusu değildir.bunu zaten herkes görüyor.
+ taraftar tribünü
+ pankart ve davul serbestliği
+ bilet fiyatlarında iyileştirmeler
+ Fenerbahçe dergisinin tarihte ilk kez tribün bestesini kapak yapması
+ ve en son olarak GFB ürünlerine Fenerium lisansı.
taraftara kulak verildi, takımını canı pahasına seven, takımına en çok katkı yapan,ve dünyanın en cefakar taraftarı ile ''normal'' bir ilişki düzeyine dönüldü.

söylenecek fazla birşey yok. gözlerimiz yaşarıyor desek yeter herhalde.

Not: GFB ürünleri Feneriumlarda satılmayacakmış.Fenerium lisansı ile satılacak ancak siperişler www.gencfb.org üzerinden verilecekmiş.

11 Mart 2010 Perşembe

Boğa'da sonu gelmeyen fotoğraf çektirme hastalığı


gezip görmeyi seven bir millet miyiz? bence öyle.veya imkanlar dahilinde öyle diyelim.
e bir japon kadar çok fotoğraf çekiyor muyuz desek, cevabımız tabii ki hayır olacak.
ama birşeye taktık mı takarız.bir yere taktık mı takarız.
mesela güneş gözlüğü ile fotoğraf çektirince kendimizi neden yakışıklı veya güzel zannederiz hala aklım almıyor.
veya tribüne gelince demirlerin üstünde neden herkesin bir fotoğraf çektirme merakı vardır anlamış değilim.
veya gelelim fotoğraf çektirme meselesine.
pazar günü erken saatlerde kadıköye gelince,iskeleden altıyol'a doğru iki tur atayım dedim.
sabahın 7'sinde boğa ile fotoğraf çektirme başlamıştı.
maçtan çıktım, saat 9.23 geçiyor falan halen boğanın orası tıklım tıklım dolu, geçenler fotoğraf çektirmeden geçmeyelim diyorlar.
yıllardır maçlara gidip gelenler bilir, boğanın hiç bir anlamı ve önemi yoktur aslında ama neden fotoğraf çektirmek için bu kadar talep var anlamış değilim.
bi son verin artık şu saçmalığa diyorum.
100 metre ilerde lefter heykeli var, yanından geçip de başını çeviren yok neredeyse, ama b.k varmış gibi boğanın orada sabahtan akşama kalabalık eksik olmuyor.

Bu nedir böyle yaa!!

şu aralar heryerde dolaşıyor, bazıları kendinden geçercesine beğenmiş.
demek algı problemi ve tribün kültürü noksanlığı var.
yorumu size bırkıyorum.

http://www.youtube.com/watch?v=g0ZXZTUNPSs

''fire in the hole'' ve ''roger that'' ile devamını bekliyoruz gs tribünlerinden.

çarşının çekilmez komplekslerii


yıldırım demirören başkanlığa seçilmesi ile başlayan çarşı rüzgarı, büyük medya desteği ve reklam amaçlı tribün şovları ile mahallenin şımarık çocuğu çarşının çekilmez olmaya başlayan komplekslerini de doğurdu.
şurası açık ki, çarşı siyaseten türk medyasının yakınında, ancak milletin uzağında duran bir ideolojiye sahip.
bu yüzden medya büyük bir sahiplenme,koruma ve kollama içgüdüsüyle sürekli çarşısını şımarttı da şımarttı.
2006'da çocuklar inanın ile başlayan sen bunu benden aldın, taklit ettin,çaldın suçlamaları eskiden komik geliyordu ama artık çekilmez oldu.

çocuklar inanın bestesini kendilerinin ilk olarak söylediğini memedali amcalarına şikayet ettiler.(örtmenim ilk ben demiştim).
koca bir yalandı, ancak şerefsiz medya karşı tarafa en ufak bir söz hakkı tanımadan,çarşının yardakçılığını gönülden yapmıştı.

devamında dale ithalatı kavgası patladı.
30 eylül günü gencfb.org sayfasına ezberlenmesi emri ile konulan dale melodisi,
her ne hikmetse 3 gün sonra bjknin bir avrupa maçında söylenerek ,bestenin üzerine yatmaya kalktılar.
medyada yer buluşu ise şöyleydi:''yaratıcı çarşının yepyeni melodisi dale cavese''.
işte türk medyası bu kadar cahil.cavesenin bir takım ,dalenin ise bir latin ezgisi olduğunu bilmiyor, ve utanmaz adamlar bunu araştırmaya bile tenezzül etmiyor.
bu kadar gözleri körleşmiş,çarşının şakşakçısı,reklam ajansı, yardakçısı olmuşlardır.
bunun üzerine gfb multimedya ekibi bir klip hazırlayarak deliller ile olayı net bir şekilde açıkladı( http://www.youtube.com/watch?v=3pQg7geUi0w ).
ama gel gör ki;
onursuz medya bu utanç çamurunda boğulmaktan kurtulmak istemedi ve olayı kapattı.

ve artık, kompleksli insanlar topluluğu çarşı, bütün tribüncülerin gözünde yalancı,iftiracı, ciddiye alınmaz bir hüvviyete bürünmüştür.

halen komplekslerini terk etmek gibi bir dertleri yoktu ki,pazar günü Fenerbahçe taraftarlarının hazırladığı bir takım protesto argümanlarından biri olan ''kırmızı kart'' olayını bile bizden gördünüz, ilk biz yaptık gibi g.tten sallama laflarla baltalamaya çalıştılar.
ve şerefsiz medya da her zamanki gibi bunun üzerine atladı.
bu protesto çoklu protestonun sadece bir parçası idi ve çok sade bir araçtı.
dünyada herhangi bir aktivist grubun bir olayı protesto ederken en sık kullandığı yöntemdi kırmızı kart gösterme ritüeli.
bunula ilgili 'vamos bien'in sitesinde çok güzel bir açıklama var.
(http://www.vamosbien.org/index2.php/2010/03/10/carsi-alcakgonulluluge-karsi-%E2%80%9Cnarsistik-kisilik-bozuklugu%E2%80%9D-ve-tezahurleri/)
bunu ilk ben yaptım demek kadar salakça bir söz var mı allah aşkına.
ama dediğim gibi,çarşının fenerbahçe kompleksi var.
yatıyor kalkıyor Fenerbahçeyi ve tribünlerini takip ediyor.
inanır mısınız, forza sitesindeki introyu protesto yapılan maçın ertesi günü güzide!! gazetelerimizde gördük.
sevişin bakalım ey medya ve ey çarşı.
ikinizin de sonu hayır değil.
komplekslerinizden,sorumsuzluklarınızdan ve sazanlığınızdan arının,
yoksa artık kendi gettosunda yaşayan prematüre türler olarak yok olup gideceksiniz.

Not: türkiye'de benim bildiğim ilk kırmızı kart protestosu FB-GS(ali aydın'ın 4 kırmızı çıkardığı) maçtan sonra gs tribünlerince yapılmıştır.herşeyin öncüsü çarşının bilgisine sunulur.

10 Mart 2010 Çarşamba

Hakkını helal et Işıl (Alben)


pazar günü(7 mart 2010), kritik antalya maçı öncesi, ne olursa olsun gs maçı kaçmaz diye bastım caferağaya gittim.
girdik hoşbei falan filan.
kendimi tutmaya çalışıyorum.akşama saklamaya çalışıyorum.
ama ne mümkün. lacivert ve sarıı.., avrupa fatihiymiş ..., derken,
gs ısınmaya çıktı.ulan bunlar çıkar çıkmaz bizimkiler başladılar Işıl'la uğraşmaya.
yahu az biraz olur ,sonra kesilir diye bekliyorum ama nerdee.
neyse küfürsüz takılmalar oluyor, ancak yine de vicdanım el vermedi Işıl'ın öyle boynu bükük kıvrılmasına.
yani benden kolay kolay duyamayacağınız lafları duyuyorsunuz şu an.
bütün maç gs'a kayma deseniz eyvallah.
bütün maç zafer k.'ya kayalım deseniz eyvallah.
bütün maç adnan p.'ye kayalım deseniz eyvallah.
bütün maç ua'ya kayalım deseniz eyvallah.
ama işte kadınlara kıyamadığımdan mıdır nedir,içim sızladı.
akşam trenle dönerken sürekli gözümün önüne geldi, Işıl'ın o çaresiz sinirliliği, kalp kırıklığı.
kendi adıma vicdan azabı çektim.
özür diliyorum. ve hakkını helal et Işıl (Alben) diyorum.

bir not da gs taraftarına ve Işıl'a.
eve geldim bakayım dedim bu Işıl ne yapmışta ,bizimkiler bu kadar ısrarcılardı diye.
''ölürüm,sürünürüm de Fener'e gitmem'', ve asy'de üçlü videolarını gördüm.
kuvvetle muhtemeldir ki, ayhan şahenkteki maçlarda da Işıl gslı abaza kuvvetlerin gazına gelip 3'lü çektirip tribüne oynuyordur.
işte bunlar rakip takımı ve taraftarı tahrik eder.
keşke o lafları demeseydin.
keşke ayhan şahenkte rakiplerin nevriye,esmeral,birsel gibi insanlara saygıdan kendi taraftarının gazına gelmeyip de çok sivrilmeseydin.
yine olan sana oldu be tatlım.
o şirinliğinin hatırına sana kanım kaynadı ve senden ricam benim gibi taraftarların da olduğunu düşünerek rakibine daha saygılı olmandır.
hoşçakal apaçi.
umarım bir daha boynun bükülmez.

8 Mart 2010 Pazartesi

Elim uğurlu mu geldi ne?


uzun bir zaman sonra telsimde maça girdim.maksadım dolu migrosu uzaktan izlemekti.

tt'un E blokunda boğaz holigans konuşlanmış.onları da ilk defa yakından takip ettim.
bu grup yeni alt grup oldu.belli ki zamana ihtiyaçları var. çünkü görüntü var ses yok misali. d bloka dahi ses gelmiyordu.
maratonu dinlemeden kendi kafalarına göre besteye katılıyorlardı.
senkronizasyon allaha emanet.
üstüne üstlük 14-15 lik ergenler (samed'in kulakları çınlasın,ağzımıza alıştırdı bu lafı),babası yaşında adamları omuzundan silkeliyordu.
adam maç öncesi bayağı gazlıydı, az daha gazlasam demire çıkacaktı ki, o yavrunun adama ''şş dayı hadisene'' demesiyle, adam söylene söylene bütün maç somurttu.
arkadaş biz de 12-13 yaşından beri gelip gidiyoruz, ama hele bir 20'nize kadar bağırın, sonra milleti bağrıtırsınız!!
neyse yine de bu yeni alt gruba biraz daha zaman tanımak için fazla yüklenmeyeyim diyeyim.bir başka zaman inşallah daha iyi performanslarını değerlendiririz.

tt d blok tamamen keyfi alemciler maşallah zaten.
bir 70-80 arası -Fenerbahçe sen çok yaşa- ya katılım oldu,onun haricinde tık yok neredeyse.

tek amaç selçuğa, denize kaymak, kim kaç bira içti onu hesap etmek.
unifeb ve ck içiçe geçmiş bir şekilde maratona uymaya çalıştılar ellerinden geldiğince.
megafon kullanılması çok iyi olmuş, bayağı bir fark yaratıyordu.

dün için maratonu beğenmeyenler olmuş ancak, maça çok geç girmelerine rağmen girer girmez fark ortaya kondu.
bence maratona haksızlık ediliyor.tamam daha iyi olabilirdi ama 1300 kişinin hepsi maça girerse daha iyi olurdu.
çoook büyük boşluklar göze çarpıyordu.
topu topu zaten 2 blok.onda da boşluk olunca tabi olarak güç kaybı olur.
bu durumda her seferinde maraton üstün tamamı tribüncülere bırakılsın diyenler biraz oturup düşünecektir umarım.
herkes bir kendini sorgulasın mümkünse.
c blok üst taraf bir ara gaza gelip , katılım gösteriyordu ancak, bünyamin g. araya girince, bütün stadın konsantrasyonu ''kırmızı giyen''e yoğunlaştı.c blok alt hiç tınmıyordu zaten.

migros karşıdan dolu görününce insan bir mutlu oluyor.
zaman zaman lay lay lay ile bütün stada yön verdi, ancak genel itibariyle kendi kafasına göre takıldı her zamanki gibi.

''saldırma'' beklentisi son dakikalarda anlamsız oldu.'
takımın öne oynayacak oyuncusu sahada kalmamışken, emre forvet oynarken 'saldır diye bağırılması yanlıştı.
neyse antep maçında daha iyi bir atmosfer dileyelim ne diyelim(tabi bu arada gençler maçında boynuz kulağı geçmezse)
bu arada maç öncesi, ilk çağırılışta yarı sahaya gelen takım ''semih takımı buraya getir'' denilmesinden sonra hep beraber okul açığın önüne kadar geldi.
bunda ısrar edilmesi hoşuma gitti.
maç öncesi tek tek çağırmada ise, deniz, mehmet topuz, selçuk ve volkan demirel çağırılmadı.
böyle yapılacaksa ya hiç çağırmayın, ya da hepsini çağırın kardeşim.
bu arada Fenerbahçemiz de çok şükür 7 maç sonra kazandı,
bu kötü gidişe bir el atmak için yola çıkmıştım, elim uğurlu mu geldi ne!!
neyse darısı gençler maçına.
eğer onu da aldırırsam, tutmayın beni, antep maçına da el atıyorum. :D

6 Mart 2010 Cumartesi

Medya sosu


medyayı takip etmeyi severim,
ve eskiden beri de medyadaki tetikçilerden , birilerinin adamlarından ve utanmazlardan nefret ederim.
kimdir bunlar,
araştırmacı-gazeteci ve televizyoncu u.d.(cumaya giden öğrencileri bastı!,yakaladı!-hiç affetmez kardaşım).
ulusalcı,gayrimilli, fiyonkçu başdönek(2 defa 180 derece dönen) y.d.
dokunulmaz dünyada artık dokunulur olan, korkusuz cengaver sosyolog e.ö.
vee, gazetecilerin sendika lideri, unvanlı tetikçi , yahudisever(kendi tabiridir bana ait değildir) o.e.

bu medya sosuna sonradan girecektim ama , unvanlı,rütbeli tetikçi o.e.'nin 'Davos'un fatursı' başlıklı yazısını görünce dayanamadım bodoslama daldım.
beyimiz diyor ki; aha işte 'one minute' olunca biz demiştik, bu bize fenaya patlayacak.
bak bak bak.
ben de senin bu yazını okuyunca dedim ki,keşke bu postu 2 gün önce yazsaydım.
çünkü adımdan daha emindim ki;
olası bir tasarı kabul durumunda senin yahudi dostluğun türklüğünden ağır basacak, yıllar yılı bu milleti pıstırdığınız yetmiyormuş gibi, bak israil gibi bir dostun kaybı bize nelere mal olmuş da nelere diye yumurtlayacaktın.
şaşırtmadın beni o.e.
demişsin ki, başbakan doğru tezi yanlış bir üslupla savunmuş.
ulan Türk başbakanına hayvani bir ses tonuyla giydirmeye çalışan senin! cumhurbaşkanın perese nasıl sesini yükseltir diyorsun yani.
şimdi kardeş şöyle oluyor, sen safında dur, davosun faturasını kesmeye devam et dostlarınla, biz işimize bakarız, size de minnet etmeyiz.
Türk milleti, hakkın ,doğrunun, mazlumun yanında olsun da, varsın kahpeler lobicilik yapsın.
uğraşın durun bakalım soysuzlar.

Geliyorum sana


ocak ortası kararlaştırdık iki kişi en başta.
sözde ikinci devre başı bir istanbul yapıp , kavuşacaktık.
Fredo sattı.
sonra Hagen ve Luigi ile gelelim dedik sana.
Hagen çürük adamdı ve gelme niyeti tamamen turistikti.
senin zor günler geçirip geçirmemen pek umrunda değildi onun.
tabii, kıvrak Luigi , Hagen'in gelmeme ihtimalini duyunca hemen götü başı oynatıp bahane uydurmaya başladı:
yok annemi arayıp sormam lazım,
yok param yok,
yok ne yapacağız gidip.. zart zurt.
koçum dedim 'gelmezsen gelme'.
sonra bir ara geliyorum karar değiştirdim dedi.
ama daha akşamı olmadan ruhunu saran kıvraklık Luigi'yi esir aldı:'ben pazara yalanım Azap' dedi.
artık gelen olsa da götürmeyeceğim.
sana getirmeyeceğim yalandan seveni.
ne olur bu sefer olsun be.
güldür yüzümüzü.
kritik haftalardayız, umarım talihimiz döner.
Allah'ım sen büyüksün.Utandırma yarabbi.