6 Mart 2010 Cumartesi

Müslim kids


TRT'nin olay yaratan dizisinden bir kare.
Ayrılık-Aşkta ve savaşta Filistin adlı diziden bir kare.
bu dizi diplomatik bir konuya dönüştüğü günlerde, dizinin danışmanlarından Hakan Albayrak çok sert bir yazı yazmış,
'inadına diziyi reyting şampiyonu yapalım' demişti.
belli ki çok gazlı bir adammış H.Albayrak.
neyse o hafta salı günü diziyi izleyeyim diye tv başına geçtim(o zamanlar tv'um vardı:D).

arkadaş diziyi izliyorum izliyorum halen beklediğim tarzda siyasi bir söylem veya uluslararası bir söylem duyamıyordum.
ha bire bir filistinli kızın, evli bir erkeğin göz hapsine girmesinden dolayı yaşadığı dram anlatılıyordu.
dedim hadi eyvallah bu dizi bana göre değil, aşk dizisi izleyecek vaktim yok 'gardaş' dedim.

yani 'Ayrılık' ile hemen o akşam ayrıldık.
amaa, dizinin etkileyici bazı sahneleri vardı;
o da resimdeki gibi veletlerin olduğu,
ve israillilerin şöyle kıyıdan gösterilip de beni aha bomba bir sahne geliyor diye heyecanlandırdığı sahneler.
şimdi 'Ayrılık'a ne oldu bilmiyorum, muhtemelen sessiz sedasız yayından kalmıştır.


Fotoğraf:Vefa Cibril'in facebook albümünden

4 Mart 2010 Perşembe

Taraf ve manşetleri




Türk medyasına yeni bir soluk getirdi.
arkasından bir güç çıkacacak diye bekleyeli 2 seneyi geçti,
daha henüz soros'un(açık toplum) gazetesi yakıştırmasından veya iddiasından başka birşey çıkmadı.
hergün mutlaka bugün ne manşet attı diye bir göz atıyorum.
katıldığım da oluyor, çok kızdığım da.
habur ve pkk yaklaşımları konusunda biraz daha milletin büyük çoğunluğunun sesi olabilirlerdi(büyük çoğunluğun büyük bir sesi var diye cevap verdiklerini duyar gibiyim).

darbe günlüklerini yayınlamaları çok cesurcaydı.
'Kafes'i ve 'Balyoz'u bir sabah elime aldığımız gazetede görünce şoke oldum.
''komutan pimi çekip eline verdi'' manşeti bugüne kadarki en etkili ve sonuca giden manşetiydi.
vee tabii ki 'AKP ve Güleni bitirme planı' manşeti de bugünlerde jandarma kriminal ve öncesindeki 3 farklı bilimsel raporla da doğulandı.
dediğim gibi medyada çok farklı bir yeri var.

bir bakıyorsunuz 'Paşasının Başbakanı' diyor Erdoğan için,
bir bakıyorsunuz 'Mahkemenin Başbakanı' diyor Baykal için.
Taraf okumak hakikaten çok ilginç ve zevkli.
yalama olmuş medyada ,bu cesur habercilik (yıllarca uğur dündarın yaptığı tayyareden cesurluk değil) örnekleriyle müthiş bir farklılık yarattılar.
tebrikler Taraf ve takipteyiz diyorum.

Türk Kurdu!


DPÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Selçuk Özen, AA muhabirine, bilimsel çalışmalar sonucunda 6 yıl önce Sivas Kangal köpeği ile Türkiye'ye özgü kurdun çiftleştirilmesiyle ''Türk kurdu'' adlı kurt köpeği ırkı elde ettiklerini anımsattı.

Babası Sivas Kangalı, annesi de yabani kurt olan birinci nesil Türk kurt köpeğinin, Kangal'ın gücü ve zekası ile kurdun manevra kabiliyeti ve çevikliğini bünyesinde barındırdığını belirten Yrd. Doç. Dr. Özen, uzun süredir devam ettirdikleri yerli kurt köpeği ırkını geliştirme çalışmalarını sürdürdüklerini bildirdi.

''Nasıl bir Alman kurdu, Kanada kurdu, Sibirya kurdu varsa, bizim de 6 yıl önce Türk kurt köpeğimiz oldu'' diyen Özen, Türk kurt köpeğini kurtla çiftleştirerek ikinci nesil Türk kurt köpeği bireylerini elde ettiklerini söyledi.

çok asil bir duruşu var bee...

3 Mart 2010 Çarşamba

Umur Talu - ''Hiç Utanmayacak mısınız?''


''Ne demiştin sen?.. N'oldu şimdi?.. Hiç utanmayacak mısın?

TABİİ ki ilke ilkedir, yani suçu sabit olana kadar herkes masum. Hoş sen bu ilkeyi meslek hayatın boyunca çok ezdin. Nice çiçek, ayaklarının altında kırılıp gitti. Bir gün postal giymiştin hatırla, bir başka gün laci altına ruganları çekmiştin. Ama ilke; her çiçek ve her Çiçek için öyledir, gülüm. Lakin senin derdin ilke değildi.

Sen, yıllarca nice insanı peşin peşin suçlu ilan etmiş, hayatlarının karartılmasına yataklık ve yalaklık etmişken; yine aynı yıllar boyunca, sivil veya asker, çok kanalizasyonu da tertemiz göstermek için çırpındın.

Ya sustun, susturuldun, gizledin; ya çok bağırdın yamulttun.

Hiç utanmayacak mısın şimdi?
Tamam... Kafadan suçlu ilan etmek hakikaten haksızlıktı da, tertemiz ilan etmek rezillik değil miydi? Kâğıt parçası dediğin için hiç utanmayacak mısın? Düzmece dediğin için hiç utanmayacak mısın? İmza sahte dediğin için hiç utanmayacak mısın? Islak imza makinesi var dediğin için hiç utanmayacak mısın? Dalga geçtiğin, hakikat ihtiyacını kararttığın için hiç utanmayacak mısın? İnsan hayatına kastetmiş planları değil, önce onları yayınlayanları aşağıladığın için hiç utanmayacak mısın? Tabii ki herkesin savunma hakkı var ama, yalanı yüceltirken hakikat yolunu tıkamaya yırtındığın için hiç utanmayacak mısın? Hâkim rekor kırdı başlıkları attığın için hiç utanmayacak mısın?

Muhakkak ki hakikat ve hukuk daha da çok ayrıntıya muhtaç. Ama şunlar ne ki: Askeri Savcılık: “Albay Dursun Çiçek’in ıslak imzası gerçek.”

Askeri Bilirkişi: “Balyoz Sıkıyönetim Komutanlığı’nın hazırladığı Balyoz Güvenlik Harekât Planı, sıkıyönetimin de ötesinde, hükümeti devirip devlet idaresine el koymayı öngören, Kara Kuvvetleri’nden de gizlenmiş bir plan.”

Allah aşkına, açın bakın; neler yazmış, neler söylemiş, ne başlıklar atmış, neler yayınlamışsınız. Açın bakın, bakın bir. Hele sen, sen, sen... Bu kaçıncı?
Sonra alınıyorsun, “kullanılacak listesi” meselesine. Tabii ki utanç verici, ama utancın çoğu da senin be kardeşim. Mesele hata yapmak, yanılmak, bir gün kendini bir şeyleri öyle değil böyle yapmaya mahkûm hissetmek, korkmak, korkuyla vicdana ihanet etmek, kendi içinde zaten kıvranmak değil. Bunların hepsi sonuçta insanı utandırır.

Dün değilse bugün, bugün değilse yarın, o utancı vicdan tam taşıyamaz, bir şekilde içinden atmak için uğraşır; utanç sözcüklere, yazılara, yüze, eylemlere, özeleştiriye vurur. Utanç sonuçta bağışlanır da.
Ama sen hiç utanmıyorsun.

Yanıldığın için utanmak bir yana; yüz binlerce okuru, milyonlarca izleyiciyi, sana inanan, güvenen, seni cesur, bağımsız, ne pahasına olursa olsun hakikatten ve doğrudan yana, hiçbir güce boyun eğmeyen zanneden onca insanı yanıltmışsın. Yanılmak insan için; ama bile bile, taammüden yanıltmak ezeli bir utanç. Hiç utanmayacak mısın!

Madem utanmazsın, seni rahatlatmak için bir tüyo vereyim: Aslında “Balyoz” için o raporu hazırlayan da Erdoğan. Bak bu tarafından bakabilirsin işte.

Neticede Erdoğan’ın hazırladığı rapor.
Vallahi öyle. Tepe tepe kullan bunu. Dalga geç, alay et, yamult, yanılt, kanırt: “Erdoğan’dan bilirkişi olursa böyle olur!.. Kendin pişir kendin ye!.. Bilirkişi o kişi, bunu bilen iki kişi!”

34 sayfa rapor... Altında bir imza: Kurmay Binbaşı Ahmet Erdoğan! İçindeki, üstündeki, yanındaki darbeciden utanmış Erdoğan Binbaşı’dan da hiç utanmayacak mısın!

Not: Artık Genelkurmay Başkanı’nın utanıp ne diyeceği ona kalmış. Baykal da kendini bir bilirkişiye göstersin. Bu yazı tamamen, bizim mesleğin her köşesinde her şeyi çarpıtarak bilirkişi “sen”lere sesleniş, serzeniş ya da senleniştir!''

Habertürk- Umur Talu

Saba Tümer'le...


kadının kendisine ve programına olan hayranlığımı bir başka zaman ifade ederim.
resimde görünen programı izlemedim ancak, muhtemelen rıdvanın katıldığı bir program olması hasebiyle Fenerbahçe taraftarından bahsedilmiş olması ve bunun üzerine Sefa Reis'in bağlanmış olması ihtimali oldukça yüksek.
ve zaten benim de resimde hasta olduğum yer de, Sefa abinin sunuluş biçimi:
''Sefa Reis- Genç Fenerbahçeliler Lideri''.

Ülke meseleleri


''Ben çocukken televizyonlarda PKK’dan “şakiler” diye söz edilirdi. Şakiler, yani yol kesip soygun yapan eşkıya…

Sonra “terörle mücadele” başladı. Bu nispeten daha uygun bir kavramdı, yine de yanlıştı. Çünkü terör başlı başında bir güç değil, o gücün kullandığı bir “taktik”tir. Dolayısıyla “terörle mücadele”, “tüfeklerle mücadele” veya “tanklarla mücadele” gibi anlamsız bir laftır aslında.

Türkiye’nin resmi dili, kendisine karşı teröre başvuran bu gücün ne olduğunu kabul etmeyi ise hiç istemedi. Sorumluluğu “sünnetsizler”e, “dış güçler”e ve “satılmışlar”a yıkmayı seçti. PKK’nın kurdurduğu partilerin neden her seçimde yüzde 5 civarında oy kazandığını sormadı, sordurtmadı.

Artık görmemiz gerekiyor ki, PKK, iki milyonu aşkın seçmeni, on binlerce ateşli taraftarı bulunan bir etnik milliyetçilik hareketidir. Buna karşı “efendim, devlet gitsin suçluları yakalasın” diyerek “çözüm” bulamazsınız. Koskoca Britanya dahi böyle bir “çözüm”ü IRA’ya karşı başaramamış, sonunda bir şekilde “siyasi çözüm”e gitmiştir.

Türkiye için de tek mümkün çözüm, meseleyi silahtan ve şiddetten olabildiğince arındırmak, siyasal ve sosyal zemine taşımak, ve “açılım”ı genişleterek “PKK tabanı”nı kazanmaya çalışmaktır.

Eğer bu yapılmaz, “daha fazla Habur” yerine “daha fazla kelepçe” yaşanırsa, “taş atan çocuklar” dayak yiye yiye hapislerde çürürse, ne olur biliyor musunuz?

Beş-on sene sonra bugünleri mumla ararız. Rahmetli Özal zamanındaki “ateşkes”in bitişine hayıflandığımız gibi, bugünkü “açılım”ın saman alevi gibi sönüşüne yanarız.

Çünkü bugün “taş atan çocuklar” o zaman çoktan “roket atan gençler”e dönüşmüş ve ülke yangın yerine dönüşmüş olabilir.


http://www.derindusunce.org/2010/03/01/%E2%80%98habur-olayi%E2%80%99-dogru-bir-olaydi/

bir arkadaşın facebookta paylaştığı bir linki takip ettim ve www.derindusunce.org diye bir site ile karşılaştım.
hayli ilginç yazılar ve alıntılar vardı.
''Habur olayı aslında doğruydu'' diye bir başlık dikkatimi çekti(star gazetesinden alıntı imiş.
başlığa tepki ile girdim , ilk kısmı hariç yazının alıntı yaptığım kısmına katılıyorum.
boldladığım yere özellikle dikkat çekmek isterim.
çünkü bu sorunu hiç düşünmemiş, bunun üzerinde hiç kafa yormamış olanlar, 'kürt kardeşlerimizle pkk'lıları bir tutamayız' gibisinden ilk zamanlar benim de düşündüğüm sözlerle ifade etme kolaylığını seçiyorlar.
ama iş tahmine edilenden çok daha fazla birbirine girmiş vaziyette.
Allah yardımcısı olsun bu milletin ve vatanın.

''AYI'' Gökmen ve Telegol


iyi bir telegol izleyicisiydim.
futbolu uzun bir süre izleyen insanlarda oluyor.
artık futbol izlemek ve konuşmak bir noktadan sonra sıkıcı gelir.
ve o kitle futbolun makara yönünü konuşmayı daha bir sevmeye başlar.
bu sıkılma durumu belki de bende biraz erken başladığından çook genç yaşta telegol izleyicisi oldum.
yani telegol bir futbol yorum programı değildir bana göre; eğlence ve makara programıdır.
oradaki kurmaca gerginlikler ve laf vurmalar çok hoşuma gider.
gökmen'in Fenerbahçe'yi çekememezliği bile hoşuma gider o programda.
Ziya Kaptan'ın katliam futbol yorumları bitirir beni.
en çok da Gökmen'in sinirlenmesi beni mutlu eder.

hele hele saatler ilerledikçe tam bir makara başlar ve programın en keyifli dakikalarında anlarız ki , program bitmek üzeredir.

dedim ya Gökmen Özdenak'ta inanılmaz bir Fenerbahçe düşmanlığı ve antipatisi olmasına rağmen inanılmaz severim kendisini, hiçbir sözüne, yorumuna katılmama rağmen.
tesadüfen bugünkü yazısına göz attım ve inanılmaz güzel bir yazı.
hem İslam(Çupi) Babayı anmış hem de kendisini aşarak mükemmel bir analiz yapmış.
paylaşmak istedim.
beni şaşırtıyorsun Gökmen!!

Niye Fenerli olunsun?

''45 senedir futbolun içindeyim.

Fenerbahçe taraftarını her zaman 1. sıraya koymuşumdur. En mütevazı gelirlisinden en zenginine kadar... Maddi ve manevi olarak takımlarına maksimum desteği vermekteler.. Bağlılıklarına kelimeler yetmez.

Bu kadar senedir de bu tutkuyu, bu bağlılığı çözmüş değilim. Takdir de ederim onları. Benim üzüldüğüm, her fedakarlığı yapmalarına rağmen kandırıldıklarının farkında olmamaları.

Aziz Yıldırım'ın 12 senelik başkanlığı döneminde, 1 milyar 100 milyon dolar gibi bir ekonomik desteği akıllı kullanamamaları sonucunda, bugün Fenerbahçe taraftarı üzüntüden kahrolmaktadır.

Şova dayalı bir yapının hala devam ettirilmesi ve tedbir alınmaması, gelecek açısından da büyük kaygı oluşturmaktadır.

Şov derken, rahmetli İslam Çupi ağabeyim, 5 Eylül 2000 Salı günü Milliyet'teki köşesine şöyle karalamış: "Fenerbahçe Cumhuriyeti ortalıkta yoksa Türkiye yoktur. Futbol yoktur. Bolluk yoktur. İnsanlar yoktur. Canlılar güç nefes alır ve bu ülke kısa süre sonra yaşayan yer olmaktan çıkıp mezarlık olur. Fenerbahçe'nin büyüklüğü, ne şampiyonluk büyüklüğü ne de kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü, başka bir büyüklüktür işte. Adı konamaz."

Bu söylemlerin son paragrafları, basın tribünlerinde Saracaoğlu'nda kullanım olarak var. Slogan olarak büyük yazılmıştır.

21 Kasım 2000 Salı günü de şunları yazmış İslam ağabey: "Şu ihtiyar yaşımda şimdi düşünüyorum. 1990 yılından sonra İstanbul mahallelerinde çocuklar niye Fenerbahçe'yi tutsunlar? Niye Fenerbahçeli olsunlar? Fenerbahçe'nin, ne Türkiye'de saha tarihi olan o yerden ayağa paslı dantel örer gibi oyun şekli kalmış ne de en teknik adamların o çatı altında toplanacak niyetleri... Fenerbahçe artık ne Milli Takım'a en fazla veren oyuncu ne de gol kralı çıkaran ekiptir. Türkiye'nin bütün şampiyonluk rekorları Fenerbahçe'nin elinden uçmuştur. Ne kalmıştır isminden başka bu vatanda?

Başka takımlar UEFA Kupası'nı, Süper Kupa'yı müzelerine götürmüşken; yerli tenekelerle çocuğu nasıl Fenerbahçeli yaparsınız artık!"

İki slogan var, "Fenerbahçe Cumhuriyeti ortalıkta yoksa Türkiye yoktur" mu yoksa "Yerli tenekelerle çocuğu nasıl Fenerbahçeli yaparsınız?" mı?

Cevabı siz okurlara bırakıyorum.

6 Şubat 2001'de büyük Fenerbahçeli İslam Çupi vefat etmiştir. Nur içinde yat ağabeyim...''

http://bugun.com.tr/kose-yazisi/94711-niye-fenerli-olunsun-makalesi.aspx

Selçuk Şahin'e kızmak!


eski bir lise arkadaşım Fenerbahçeli oldu‚ eski bir beşiktaşlıydı kendisi.
2 senedir Fenerbahçeli.

geçen gün takımın durumu hakkında konuşurken ben biraz sinirliydim.
dedi ki‚ guiza´nın ağladığını görünce üzüldüm, acıdım dedi.
ben de ulan milyonlarca insanın anası ağlıyor falan filan‚çektirsin gitsin bu takımdan diye ‚
bayağı bi topçuya kaydım.
aralarında guiza,selçuk,deniz,ali bilgin, bilica, önder, vederson, uğur boral ve bir kaç tanesi daha vardı.

olum dedi; ben kendi futbolcusuna küfrediyorlar diye beşiktaştan nefret ettim‚
fenerbahçeyi bu yüzden tuttum.
eğer bu iş Fener'de de böyleyse bu ne perhiz ne lahana turşusu dedi.

neyse mesele bir beşiktaşlının fenerbahçeli olması veya bırakması değil.
mesele ne biliyomusun kardeşş.

git gide o aptal beşiktaş taraftarı(kendi futbolcusuna küfreden) gibi olmaya başladık.
onlar gibi futbolcunun hata yapmasını bekler ve yuhalamak için fırsat kollar olduk.
yani sahada maç oynanırken futbolcunun yuhalanıp da iyi oynama ihtimali var mı.
veya forumdan selçuğa sen şu kadar para alıyorsun ‚şu karıyla yatıp kalkıyorsun demenin mantığı nedir.
selçuk 6 senedir‚ kendini geliştiremediyse‚ bunu ilk sene göremeyenlerin hiç mi suçu yok.
yani ilk geldiği sene bir adamın ne olduğunu anlayamayıp da üstüne üstlük kontrat yenilemenin mantığı nedir.
selçuk kendini geliştirme vaadinde bulundu da benim mi haberim yok.
zorla adamı yedekte tutup da parasını tıkır tıkır ödeyen bizim yönetim kurulumuz.
yani ne diyecekti selçuk: yok hayır ben kendimi hiç geliştiremedim‚
uzağa pas atamadım‚ takıma katkı yapamadım‚ o yüzden villayı almıyorum‚ paramı da bu ay ödemeyin mi desin ‚ bu nasıl bir mantıktır.

selçuğu istememe üzerine bir mutabakat var mı‚ evet var.
ama bu selçuğun suçuymuş gibi sunulamaz‚ bunu başka bir dili olması gerekir.
burada en az haksız selçuktur.
en haksızı selçuğun fenerbahçede oynamasında ısrar edenlerdir‚
sonraki haksız da tepki vermedeki ölçüsünü ‚yerini ‚zamanını bilmeyen fenerbahçe taraftarıdır .

selçuk , kardeşş. sakın kişisel algılama.
sana vakti zamanında çok sahip çıkmış bir adamım.
bugün yine sana en çok destek çıkanlardan biriyim.
ama bu dakikadan sonra ne sen kafanı Fenerbahçe'ye verebilirsin, ne de tribünlerin sana karşı tavrı değişir.
her iki tarafın da mutluluğu için bu sene sonunda bir ayrılık hayırlı olacaktır.
elbette ki , sen bu ligde en az 10 takımda oynayacak kalitedesin.
ama Fenerbahçe ile bir doku uyuşmazlığı çok açık.
şimdiden yolun açık olsun Selçuk Şahin.
verdiğin emek,akıttığın ter, ve bütün çaban için teşekkürler.
seni 2008*2009 sezonunda Gs ve Bjk maçlarında gösterdiğin performansla hatırlayacağım...

2 Mart 2010 Salı

Gol attınız da hakem mi vermedi?


Fenerbahçe taraftarının bir huyu vardır, beşiktaşlılar gibi ağlayıp zırlamaz hakem penaltısını vermeyince veya maçta bariz hakem hatası olsa bile.
hemen kendi takımına kızar, ve ''gerekirse hakemi de yeneceksin kardeşim'' der.
(gs'lılar için bu durum söz konusu değildir,çünkü hakemler bırakın aleyhine hata yapmayı, hakemin destek çıkmadığı maç yoktur).

evet Fırat Aydınus hakkında düşündüklerimi yazdım 2 gün önce.
Aydınus artık bizim gözümüzde iyi niyetli bir insan değildir.
nihayet taraftar grupları da KFY'nun öncülüğünde, ortak bir metne imza attılar.
Aydınus düdüğünü assın diye.
asar mı asmaz mı, onun onuruna şerefine kalmış birşeydir.
ama artık Fenerbahçe maçı yönetme ihtimali bence yoktur.
verilirse çok büyük infiale ve olaylara yol açar.

çok bariz, aksi savunulamaz, kasıtlı bir şekilde Fenerbahçeyi biçmiştir.
ağlayıp zırlamanın lüzumu yok.
ama Fırat'ın da düdüğünü asmadan başka çaresi yok.
az bir onuru varsa zaten istifa edecektir.

Fenerbahçe Dergisi


Derginin mart sayısı 85. sayı olmuş. nice sayılara.
kapağı gördüğümde acayip şaşırdım.
Fenerbahçe tribünlerine ait bir bestenin sözlerini kapak yapmışlar.
3-4 senedir süren tribün-yönetim gerginliği esnasında yönetimin tribünü temsil eden her temaya objeye karşı düşmanlığı malumdu.
geçen sene verilen haksız cezalar unuttum denilince unutulacak olaylar değil.
hele hele geçen sene sivas maçında ''bindirilmiş kıtalar'' organizasyonu sonucu kurulan komploları hafızamız ancak ''mossad'' işkencesi ile siler.

neyse bu sene ''taraftar tribünü'' bloklarından sonra , pankart yasağının da kısmen gevşetilemesi(olması gereken bu aslında) ile tribünler özgür ruhu ile takımına desteğini geçen seneye göre kat be kat artırarak veriyor.
55 TL'lik kale arkası bilet fiyatları önce 44 TL'ye indirildi.
şimdi de 22 TL'ye(bursa maçı ile başladı) indirildi.
artık yönetim, gözünü yummuyor, taraftara kulak veriyor demek bu tavır.


vee Fenerbahçe dergisinin Mart 2010 sayısı bir tribün bestesi ile piyasaya çıkıyor.
yönetim bizi şaşırtmaya devam ediyor.
git gide taraftarını dinler, taraftarına yaklaşır oldu.
tebrikler mi desem, teşekkürler mi desem bilemiyorum.
normalleşen ilişkiler için karşı tarafı tebrik etmek ne kadar mantıklı bunu da bilmiyorum, ama yine de bu tavırlarını oldukça hoş karşılıyorum ve önemsendiğimizi hissettikçe içimizdeki unutamayacağımız kinin bir nebze olsun azaldığını hissediyorum.

Bestenin tribünde ilk orjinal halinden farklı bir aldığı biliniyor.
ama bu durumu çok az sayıda adam biliyor.
çünkü artık bu şekilde söyleniyor tribünde.
ama yine de ben orjinal halini ve şu anda tribünde söylenen halini yazayım.
bu arada melodisi basit;''eski dostlar isimli şarkının melodisi''.

Orjinali:

'Bitmez tükenmez aşkını,
kalbimizde yaşıyoruz,
haydi bastır Fenerbahçem,
şampiyonluk istiyoruz.'

Şu an tribünde söylenen hali:

'bitmez tükenmez aşkımız,
kalbimizde yaşıyoruz,
haydi bastır Fenerbahçe,
şampiyonluk istiyoruz.'

Fenerbahçe tribünleri ve kasımpaşanın ağırlığı


Kasımpaşanın ağırlığı her dönem bizim tribünlerde hissedilmiştir.
tabi eskisi gibi olmasa da hala bir kasımpaşa efsanesi vardır.
şu aralar pendik ve yenibosna semtlerinin ağırlığı fazlasıyla hissediliyor.
ibb-Fenerbahçe maçında gözümüze çarpan pankartlardan biri de kasımpaşa since 1921 pankartıydı.
ilk kez görüyorum bu pankartı.
aynı gün kasımpaşa-gs maçı vardı, ondan mıdır bilinmez ama söyle diyelim;

''gelen ayak sesleri, kasımpaşa efsanesi''.

1 Mart 2010 Pazartesi

gelelim sana Aydınus!


yıllardır maçlarımızı yönetirsin.
seninle çok maç kazandık, ama hepsi bi olaylı geçti.
kazanırken bile kursağımızda bıraktın sevincimizi.

hele bazı maçların var ki felaket.
bjk maçlarında sana birşeyler oluyor.bütün bjk-Fenerbahçe maçlarını nedense hep sana veriyorlar.
ilk başlarda seni de yeniyorduk, ama bi yerden sonra artık işi profesyonelce kıyıma getirdin.
geçen sene semihi asy'de zorla attın, maçın içine ettin, şampiyonluk ihtimalimizi bitirdin.
bu sene yine inönüde bjk maçında rezalet maç yönettin.
bjk'yi ablukadan ellerinle çıkardın.öyle ki maçın 3-0 olabileceğini sen bile tahmin edememişsindir.

o maçtan beri bizim maçlara gelemiyordun ki baktık ki belediye işlerine seni vermişler.
nasılsa sabıkan menfi yönde iyi, Fenerbahçe kıyımını ligde senin kadar güzel yapan bi Cüneyt bi sen kaldın.

ofsayt meselesini kör yan hakemine kayıp seni ilgilendiren kısmına gelelim.

alex'in attığı pasın sana çarpmasından sonra sana giydirmesi belli ki ağırına gitti, orayı anlıyoruz.
ama bu işin evveliyatı olduğunu biliyoruz.
Alex gibi mülayim, aklı başında bir insanı dahi çileden çıkarttın maç boyunca(hatta 5 yıl boyunca).
ulan arkadaş Alex 6 yıldır Türkiye'de bin tane o çocuğa öyle tabanla direk giren oldu bir tane senin gibisi çıkıp da o kasaplara sarıdan başkasını lüftettiler mi.
kaldı ki, pozisyona bakınca turunculu belediye işçisi Alex'in topla oynama arzusuna hücum ederken Allah'ından buluyor, da tekmenin altında zırlıyor.

eh be Aydınus kör müsün desem, değilsin boncuk gibi gözlerin var.
nedir sendeki bu art niyet.
yeter yahu.
artık iyi niyet arama devri bitti bizde.
2. yarı başladığından beri kazandığımız maçlarda dahi biçtiniz ulan bizi bütün kabilenizce.
ya körsünüz ya da onursuzsunuz!!
kul hakkı yiyorsunuz.
bu kadar insanın sinirleriyle oynuyorsunuz. vicdanınla başbaşa kal.
tempoyu Fener yükselttikçe , düşürmeye çalışan belediye topçularına bilinçli bir şekilde yol verdin.

federasyon bıraksada, biz bıraksakta peşini, vicdanın bırakmayacak peşini senin.
Allahından bul!

Lan olum sen dellendin mi?


taraftar kaynıyor.
daum istifa, I love you Zico diye coşmuş millet.
yahu ne oluyor , nedir bu hemen gaza gelme. bi sakin olsun herkes.
mümkünse yenildiğimiz bir maçın ertesi gününe kadar kimse birşey okuyup izlemesin.

daum'a söylenecek laf sezon başında söylenmeliydi.
ancak geçen senenin olayları ve lig durumu göz önüne alınınca daum tercihi pek itiraz edilebilir değildi.
şimdi kalkıp da takımın yarısı hatta daha fazlası sakat ,cezalı eksikken dauma laf etmek çok mantıklı değil.
daum'a ne söylenebilir, guiza ısrarı ve deniz sevdasının sebebi sorulabilir.
ama buna da daum derki ben geldim sizin 14 milyon euro luk sözde strikerınızı kucağımda buldum.
şimdi oynatmasam olur mu.sizin malın değerini söküp atmış olurum.

sevgili daum, takımın hırsında ve taktiğinde illa ki büyük emeğin var,
bir çok eksiğe rağmen takım kurmaya çalışıyorsun.
ama bu takımın pörsümüş yanlarını zorla bünyeye sokmaya çalışma.
sağda oynattığın adam yerine 18 yaşında birini oynatsan laf eden şerefsizdir.
en önde taraftarın istediği adam da semihtir.
gerisi hakemlerin işbilmezliğidir.
her şeye rağmen gs ile maçımız var ve daha 10 haftadan uzun bir süre var ligin bitmesine.
hemen her şey bitmiş gibi pes edecek değiliz tribünde.
lütfen herkes üzerine düşeni layığıyla yerine getirsin.
medyadan kimsenin gazına gelmeyin.
takıma destek olmamak şampiyonluğu getirmeyecek.
mühim olan verilecek şaşırtıcı bir destekle sahadayken selçuk, deniz ve guiza gibi oyuncuların kendini aşmasını sağlamaktır.
yoksa alex, emre ,lugano, gökhan gönül zaten oynuyor.

28 Şubat 2010 Pazar

kaç yıl geçti aradan ayrı ayrı?


13 yıl geçmiş.
biz daha ilkokul bebesi iken kalkışmışlar ''cumhuriyetin laik hüvviyetini'' korumaya.
1. vazifeleri o imiş.
irtica pkk dan bile tehlikeli imiş. hem de ne zaman sene 95'te.
mehmetçik daha yeni 50.000 kişi kuzey ırak'a girip dönmüşken.
balansı yapmışlar ve laikliği korumuşlar hem de ne için:
''Atatürk Cumhuriyeti'nin laik hüvviyetini korumak'' için.

Ama gel gör ki, o laiklik muhafızlarının en önde gelenlerinden birinin oğlu varmış ki;
asi mi asi, çılgın mı çılgın, söz dinlmez mi söz dinlemez.
ama yook. söz de dinlermiş, aslında bu işe girerken babasına da danışmış.
babacığı da ona:”Tabii gir, güzel bir şey, kötülüğü yok“ demiş.
hikayemizin kahramanı, atatürk'ün bizzat kapatılamasını istediği ''mason loca''larına üye olmuş.
hem de ne için:
''Ben kendimi geliştirmek, entelektüel düzeyimi artırmak, daha iyi insan olmak için girdim.
Amacımız, ham taşı küp haline getirmektir, pürüzsüz hale getirmektir.
Bu, kendi kendinizle hesaplaşıp kötü yanlarınızı ortaya çıkarıp törpülemeniz içindir.''

ah benim güzel ülkem ah!.
kendi insanına ,milletine namaz kıldığı, oruç tuttuğu, başörtüsü taktığı için pkk'dan daha tehlikeli muamelesi yapacaksın,
ama bunu yapan tosuncukların oğulları 'iyi bir insan olmak kendini geliştirmek için'
mason olacak, hem de yukarıdaki pkk'dan daha tehlikeli raconunu kesen tosunun öğütleriyle.

1000 yıl sürecek(sanki malazgirt zaferi kutlamaları) 28 şubat'ın 13 .yılında vatan gazetesinde güzel bir röportaj yapılmış.
kısmi alıntılar yaptım, yukarıda. beğendiğim bir kaç yeri daha alacağım.bakalım kimlerin dayılığında ne günler görmüşüz görelim.

''Ama laiklik çok önemliydi onun için, ondan hiçbir zaman ödün vermedi. Bu konuda hiç yumuşamadı.''
(aman taviz verme yoksa anında sızar bu keneler!!!, bu halk denilen cahiller !!! topluluğu.azap.)

'' Laik oldun mu dinsiz gibi gösterirlerdi, o 28 Şubat döneminde de. Oysa ki bilirim her gemide bir Kuran vardır. Babam orucunu da tutardı, içkisini de içerdi. Ramazan ayında ibadetini de yapardı.''
(ulan bari bu milletin aklıyla dalga geçmeyin, ramazan , din kelimesi geçti mi hain damgası, mürteci damgası vurup milletin gözbebeği ordudan ihraç ediyordunuz, veya başka kurumlarda işten attırıyordunuz.azap.)


''* Neden bu kadar kuvvetli bir şekilde irticanın geleceğine inanıyordu. Babanızı bu kadar korkutan şey neydi aslında?

96 Ocak’ta, Herkes PKK’dan yakınıyordu, babam “İrtica Türkiye için PKK’dan daha büyük tehlike” demişti. Buna çok inanıyordu. “Bir parti yüzde 50’nin üstünde oy bile alsa, demokrasinin kuralları uygulanacak diye şeriata dayalı bir din devleti kurulmasına hiç kimse göz yummaz. Halk bunu askerden ister. Umarım işler bu raddeye gelmez” derdi. Hatta hatırlıyorum, darbe olacak korkusu yayılmıştı o sırada, babam darbe yanlısı biri değildi ama bu korkunun işe yaradığını düşünmüştü. ''



“Masonum. Özgür Masonlar grubu vardır, oradayım. Başka bir grup daha var. Aynı mantık ama yöntemlerimiz farklı. Ben 2000 yılında girdim. Ölmeden önce babama da sordum, ”Tabii gir, güzel bir şey, kötülüğü yok“ dedi. Kendisi değildi ama muhtemelen arkadaşları vardı. Ben kendimi geliştirmek, entelektüel düzeyimi artırmak, daha iyi insan olmak için girdim. Amacımız, ham taşı küp haline getirmektir, pürüzsüz hale getirmektir. Bu, kendi kendinizle hesaplaşıp kötü yanlarınızı ortaya çıkarıp törpülemeniz içindir. Kendinizi eğitiyorsunuz. ”Masonum denmez aslında. Bu gelinebilecek en büyük mertebe, öyle hemen Mason olamazsınız. Olmaya çalışırsınız, işin felsefesi bu. Tassavvufa benzer yanları vardır. Toplantılar yaparız. Her seferinde bir konu seçilir. Biri o konuyu araştırıp anlatır. Ahilik, sabetaycılık gibi, ben genellikle Atatürk’ü çok merak ederim, bu konuda araştırıp konuşma yaparım. Bir ritüeli, bir şekli var. Bir açılış yapılır.”
(vaayy be!!, dini yaşamak, dindarlık yasak, ama masonluk serbest. ne güzel istanbul.azap.)

röportaj linki:
http://pazarvatan.gazetevatan.com/haberdetay.asp?hkat=1&hid=15100&yaz=Sanem%20Altan

başlamışlar :D

her sene, kadıköy'e gelirken;
geliyoruz ulan,
yakacağız ulan,
bitireceğiz ulan,
bu sefer başka ulan hikayeleriyle gelen gelen heyecanlı gençler! yine başlamışlar.
hani ne kaldı şunun şurasında 3 hafta.
az daha sabredin.
ama biz biliyoruz ki;bu işin tılsımı da bu zaten.
gs'lıların çook önceden havaya girip, götünün kalkması ve günü gelince de o götün standart pozisyona inmesi.
bu sefer basketteki yenilgi dolayısıyla biraz erken başladınız diyelim ama sonuç yine aynı olacak, kaçış yok.